Küresel sanayi üretimi, uzun yıllardır görülmemiş ölçekte bir dönüşüm sürecine girmiş durumda. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında giderek sertleşen emisyon azaltım hedefleri, sanayi politikalarını yeniden şekillendirirken; karbonsuzlaşma artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, ülkelerin ve şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir unsur olarak öne çıkıyor.
Özellikle Avrupa Birliği öncülüğündeki gelişmiş ekonomiler, sanayi sektörlerinde enerji yoğunluğunu düşürmeye, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmaya ve düşük karbonlu üretim teknolojilerini yaygınlaştırmaya odaklanıyor. Karbon fiyatlandırma sistemleri, sınırda karbon düzenlemeleri ve yeşil finansman mekanizmaları, küresel ticaretin yeni çerçevesini belirlerken; üretimde artık yalnızca miktar değil, üretimin yöntemi de belirleyici bir kriter hâline geliyor.
Karbonsuzlaşmada odak sanayiye kayıyor
Küresel iklim politikalarında yeni bir aşamaya girilirken, karbonsuzlaşma tartışmalarının ağırlık merkezi giderek enerji sektöründen sanayiye doğru kayıyor. Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefi doğrultusunda artan yenilenebilir enerji yatırımları, elektrik üretiminde önemli bir dönüşümü mümkün kıldı. Ancak sanayi sektörü, hâlen küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık dörtte birini oluşturması ve toplam nihai enerji tüketiminin üçte birine yakınını kapsaması nedeniyle iklim hedefleri açısından kritik bir alan olmayı sürdürüyor.
Çelik, çimento, kimya ve alüminyum gibi enerji ve proses yoğun sektörler; fosil yakıtlara yüksek bağımlılıkları ve üretim süreçlerinden kaynaklanan doğrudan emisyonlar nedeniyle dönüşümün merkezinde yer alıyor. Mevcut tablo, sanayide köklü bir karbonsuzlaşma sağlanmadan küresel net sıfır hedeflerine ulaşmanın mümkün olmadığını net biçimde ortaya koyuyor.
İklim diplomasisinde sanayi öne çıkıyor
Sanayi sektörünün artan önemi, uluslararası iklim diplomasisine de doğrudan yansıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenen COP30’da kabul edilen Belém Bildirgesi, sanayiyi ilk kez bu ölçekte küresel iklim müzakerelerinin merkezine taşıdı. Bildirgede; sanayide emisyon azaltımının hızlandırılması, düşük karbonlu teknolojilerin yaygınlaştırılması, kamu ve özel sektör iş birliklerinin güçlendirilmesi ile gelişmekte olan ülkelerin finansman ve teknolojiye erişiminin artırılması öncelikli başlıklar arasında yer aldı.
Bu çerçevede çok taraflı sanayi iş birlikleri de hız kazanmış durumda. Türkiye’nin de üyesi olduğu İklim Kulübü, sanayide karbonsuzlaşmayı teşvik etmeyi amaçlayan önemli platformlardan biri olarak öne çıkıyor. Bugün 46 ülkeyi bünyesinde barındıran kulüp, küresel çelik ve demir ihracatının yaklaşık yüzde 59’unu, çimento ihracatının ise yüzde 65’ini temsil ediyor. Bu veriler, girişimin özellikle yüksek emisyonlu ve ticarete konu sektörlere odaklandığını gösteriyor.
Kulüp kapsamında geliştirilen ortak politika araçları; karbon kaçağı risklerinin azaltılmasını, temiz sanayi yatırımları için elverişli bir uluslararası ortam oluşturulmasını ve politika uyumunun güçlendirilmesini hedefliyor. Bu doğrultuda hayata geçirilen Küresel Eşleştirme Platformu, sanayide karbonsuzlaşma projelerini teknik destek ve finansman kaynaklarıyla buluşturmayı amaçlayan önemli bir mekanizma olarak dikkat çekiyor.
Yatırım ve rekabetin yeni ekseni
Sanayide karbonsuzlaşma, yalnızca emisyon azaltımına yönelik bir çevre politikası olmaktan çıkarak; yeni yatırım alanları, teknoloji ortaklıkları ve yenilikçi finansman modellerini de beraberinde getiriyor. Düşük karbonlu üretim yapan tesisler, uluslararası pazarlarda rekabet avantajı sağlarken, yeşil finansman kaynaklarına erişimde de daha güçlü bir konuma ulaşıyor.
Küresel ölçekte bugün 1.000’in üzerinde ticari ölçekli temiz sanayi projesi geliştirme aşamasında bulunuyor. Yaklaşık 2 trilyon dolarlık yatırım potansiyeline sahip bu projelerden 144’ü nihai yatırım kararını almış durumda. Finansman aşamasına geçmeye hazır yaklaşık 70 proje ise dönüşümün hız kazandığını gösteren önemli bir portföy oluşturuyor.
Ortaya çıkan tablo, sanayide karbon azaltımının artık yalnızca hedefler ve taahhütlerle sınırlı kalmadığını; sahada karşılığı olan, ticari ölçekte yatırımlara dönüştüğünü ortaya koyuyor. Temiz çelik, düşük karbonlu kimyasal üretim ve net sıfır odaklı sanayi tesisleri, bugün uygulanabilir ve ölçeklenebilir projeler olarak öne çıkıyor.