Türkiye’de kalıp sektörü, yükselen üretim maliyetleri ve sertleşen küresel rekabet ortamına rağmen sanayi içindeki stratejik ağırlığını korumayı sürdürüyor. Sektörün dış ticaret hacmi son beş yıldır 600–830 milyon dolar aralığında seyrederken, 2024 yılı 753 milyon dolarlık hacimle tamamlandı. 2025’in ilk altı ayında ise dış ticaret hacmi 397 milyon dolara ulaştı. Buna karşın ithalatın ihracatı aşması, özellikle yüksek katma değerli kalıplarda dışa bağımlılığın halen devam ettiğine işaret ediyor.
İşçilik maliyetleri açısından Türkiye, Avrupa ülkelerine kıyasla görece avantajlı bir konumda bulunuyor. Kalıp sektöründe saatlik işçilik maliyeti Türkiye’de ortalama 32 euro seviyesinde hesaplanırken, bu rakam Portekiz’de 46 euro, İtalya’da ise 53 euroya kadar çıkıyor. Çin’de ise saatlik işçilik maliyeti ortalama 26 euro düzeyinde. Ancak döviz kuru ve yan maliyetlerdeki artış, Türkiye’nin bu avantajını büyük ölçüde törpülüyor.
Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği (UKUB) Yönetim Kurulu Başkanı Şahan Eçin, 2025 yılında sektördeki kapasite kullanım oranlarının yüzde 50–60 bandında kaldığını belirtti. Eçin, Almanya, İtalya ve Portekiz gibi Avrupa’nın önde gelen kalıp üreticisi ülkelerinde de tablonun Türkiye’den çok farklı olmadığını ifade ederken, Çin’de yaşanan gelişmelerin ise ayrı bir dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurguladı.
Kalıp Sektöründe Ürün Değil, Enflasyon İhracat Edilecek
Çin’de ekim ayında yüzde 60 seviyelerinde olan doluluk oranlarının kasım ve aralık aylarında yüzde 40’lara kadar gerilediğini aktaran Eçin, bu durumun küresel rekabet dengeleri açısından önemli riskler barındırdığını dile getirdi. Çin’in özellikle makine sektöründe ciddi bir üretim fazlası sorunu yaşadığına işaret eden Eçin, kalıp sektörünün daha niş bir yapıya sahip olmasına rağmen Çinli firmalardan gelen artan temas ve iş birliği taleplerinin bu baskının somut bir göstergesi olduğunu söyledi.
Sektörün karşı karşıya olduğu temel sorunlardan birinin finansmana erişim olduğunu kaydeden Şahan Eçin, nitelikli ve uygun maliyetli finansman kaynaklarına ulaşmanın her geçen gün daha da zorlaştığını belirtti. Türkiye’nin artık maliyet avantajıyla öne çıkan ülkeler arasında yer almadığını dile getiren Eçin, firmaların bir yandan finansal zorlukları yönetmeye çalışırken diğer yandan yoğun rekabet ortamında ayakta kalma mücadelesi verdiğini ifade etti.
Korumacılık, anti-damping ve benzeri önlemlerin kalıcı bir çözüm sunmadığını vurgulayan Eçin’e göre sektörün çıkış yolu; teknoloji yatırımları, yüksek katma değerli üretim ve zamanında, kaliteli teslimat süreçlerinden geçiyor. Sektörün karşısındaki en güçlü rakibin Çin olduğunu açık bir şekilde dile getiren Eçin, “Rakibimiz Çin. Son derece güçlü ve çok agresif bir oyuncu” değerlendirmesinde bulundu.
Yeni proje sayılarındaki düşüş ve artan hedef fiyat baskısının 2026 yılını 2025’e kıyasla daha zorlu hale getireceğini öngören Eçin, yüksek enflasyonun da sektör için görünmeyen ancak etkisi giderek artan bir rakip haline geldiğini söyledi. “Artık ürün değil, enflasyon ihraç etmeye çalışıyoruz. Bu durum sektörümüz açısından ciddi bir risk oluşturuyor” ifadelerini kullandı.