Türkiye’nin ham çelik üretimi yılın ilk ayında artış gösterdi. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) verilerine göre, Ocak ayında ham çelik üretimi geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,8 yükselerek 3,4 milyon ton seviyesine çıktı. Bu performansla Türkiye, Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi konumunu koruyarak 2026’ya güçlü bir başlangıç yaptı.
Dernek tarafından yayımlanan bültende, nihai mamul tüketiminin söz konusu ayda geçen yılın ocak ayına göre yüzde 1,7 azalarak 3,5 milyon ton olarak gerçekleştiği bildirildi. Aynı dönemde çelik ürünleri ihracatı miktar bazında yüzde 18,4 düşüşle 911,8 bin tona gerilerken, ihracat geliri de yüzde 21,1 azalarak 600,1 milyon dolar oldu.
Ocak ayında ithalat tarafında da gerileme yaşandı. Çelik ürünleri ithalatı miktar bazında yüzde 26,1 azalarak 1,3 milyon ton olurken, değer bazında ise yüzde 26,5 düşüşle 879,4 milyon dolar seviyesinde kaydedildi. İthalattaki daha hızlı düşüş sayesinde ihracatın ithalatı karşılama oranı 4,6 puanlık artışla yüzde 68,2’ye yükseldi.
Küresel Üretim Verileri Azaldı
Küresel üretim verilerine de yer verilen açıklamada, Dünya Çelik Derneği (worldsteel) tarafından paylaşılan Ocak 2026 rakamlarına göre dünya ham çelik üretiminin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 azalarak 147,3 milyon tona gerilediği belirtildi. Çin’in üretimi yüzde 13,9 düşüşle 75,3 milyon tona inerken, Hindistan yüzde 10,5 artışla 15,1 milyon ton üretim gerçekleştirdi. ABD’nin ham çelik üretimi ise yüzde 3,3 artışla 7 milyon ton olarak açıklandı.
TÇÜD değerlendirmesinde, Türkiye’nin üretim tarafında sergilediği performansa karşın ihracatta özellikle Avrupa Birliği pazarında yaşanan daralmanın etkili olduğu vurgulandı. AB’ye yapılan ihracatın yüzde 33 oranında azalmasının toplam ihracat rakamlarını aşağı çektiği ifade edildi.
Açıklamada ayrıca Hindistan’ın çelik sektöründe hızlanan büyümesine dikkat çekilerek, ülkenin kapasite hedeflerini yukarı yönlü revize ettiği ve küresel rekabette daha güçlü bir konuma geldiği belirtildi. Avrupa Birliği’nin Hindistan ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmasının yalnızca ticareti değil, karbonsuzlaşma süreçlerini ve sanayi politikalarını da kapsayan stratejik bir iş birliği niteliği taşıdığı kaydedildi.
Türkiye’nin, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarına otomatik olarak dahil olamamasının rekabet açısından dezavantaj yarattığına işaret edilen değerlendirmede, küresel ticarette ikili anlaşmaların giderek daha belirleyici hale geldiği ifade edildi. Bu çerçevede, AB ile yürürlükte olan Gümrük Birliği anlaşmasının adil koşullarla güncellenmesinin ve mevcut ticaret düzenlemelerinin tam olarak uygulanmasının önem taşıdığı vurgulandı. Türkiye’nin kota uygulamalarının dışında tutulmasının sektör açısından kritik olduğu belirtildi.